Final Statement

Draft / Taslak

Your honors,

Sayın Heyet,

During my first hearing at your court, on October 31, 2018, my lawyer pointed out that the peace declaration I signed should be viewed as freedom of speech; she presented supporting cases, from the EHRC (European Human Rights Court); and as a result, she asked for my immediate acquittal. However, you did not acquit me that day, and in my second hearing, on January 10, 2019, right after my statement, the prosecutor demanded that I should be punished for terrorism propaganda. Then the hearings continued, and today we have reached the sixth one.

31 Ekim 2018 günü, mahkemenizde görülen birinci celsede, avukatım imzalamış olduğum barış bildirisinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti, bunu destekleyen AİHM kararlarından örnekler sundu ve bunların doğal sonucu olarak derhal beraat talebinde bulundu. Ancak siz o gün beraat kararı vermediniz ve ikinci celsede (10 Ocak 2019 günü) beyanımın hemen ardından, duruşma savcısı terör propagandası suçundan cezalandırılmamı istedi. Sonrasında duruşmalar devam etti ve bugün altıncı celseye ulaşmış bulunuyoruz.

On July 26, 2019, upon the application of some peace academics who had been found guilty, the Constitutional Court decided, “their right to freedom of speech, which is protected by item 26 of the constitution, was violated”; and hence, the validity of our demand in the first hearing was approved by the Constitutional Court, which is the highest constitutional body in our country.

26 Temmuz 2019 günü Anayasa Mahkemesi, ceza alan barış akademisyenlerinin “Anayasa’nın 26. Maddesi ile güvence altına alınmış olan ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğine” karar vermiş ve böylelikle, bizim birinci celsedeki talebimizin doğruluğu, ülkemizdeki en üst anayasal organ olan Anayasa Mahkemesi tarafından onaylanmıştır.

Since I am the accused in this court, I know that I am not entitled to direct questions at you; however, I should like to review the events first and then express a wish.

Burada sanık olarak bulunduğum için size soru sorma hakkımın olmadığını biliyorum, ancak önce bir geriye dönüp bakmak ve sonunda da bir temennide bulunmak istiyorum.

As far as I know, the Academics for Peace case is the first in Turkey where people are being tried in different courts under the same indictment. In the first hearings, many lawyers pointed out that this is a violation of right to a fair trial; but the cases were not joined. However, as the cases went on, we saw that our lawyers had been right. In the 18 different courts in Istanbul, different verdicts came for the same indictment.

Bildiğim kadarı ile, aynı iddianame ile kişilerin farklı mahkemelerde yargılanması Türkiye’de ilk defa Barış Akadamisyenleri davası ile yaşandı. Bunun adil yargılanma hakkını zedeleyeceğine dair daha ilk celselerde birçok avukat görüş bildirdi ama yine de davalar birleştirilmedi. Ancak duruşmalar devam ettikçe, avukatların ne kadar haklı olduklarını gördük. Yalnızca İstanbul’da 18 farklı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmalarda, aynı iddianame için farklı kararlar çıkabildi.

While most courts wanted to penalize us through 7/2 of the Turkish Penal Code (terror propaganda), some courts preferred 314/2 (helping a terrorist organization without being a member), and some other courts picked item 301 (insulting Turkishness) and asked permission for a trial under this item.

Çoğu mahkeme, bizleri Türk Ceza Kanunu’nun 7/2 maddesinden suçlarken, bazı mahkemeler 314/2’den suçlamayı uygun buldu. Bazı mahkemeler ise barış bildirisinin TCK 301 kapsamına giridiğini düşündü ve yargılama izni istedi.

For more than 800 academics on trial, three different items were chosen, even though their indictments were identical, word for word. The chosen items did not differ from accused to accused, but they differed from court to court. We even observed that after the head judge of a court had changed, the chosen item also changed.

Kelimesi kelimesine aynı iddianame ile yargılanan 800’den fazla akademisyen için 3 farklı madde işletilmiştir. Bu maddeler sanıktan sanığa değil, mahkemeden mahkemeye değişiklik göstermiştir. Mahkeme başkanı değiştiği zaman Türk Ceza Kanunu’nun işletilen maddesinin de değiştiği dahi tecrübe edilmiştir.

Sometimes despite the fact that the chosen items were the same, the verdicts were very different. Before the Constitutional Court’s decision, the verdicts varied between 15 months of imprisonment to 36 months. We were never able to understand the reason for these differences.

Maddeler aynı bile olsa verilen cezalarda da büyük farklılıklar ortaya çıkmıştır. Aynı iddianame ile yargılanan akademisyenlere AYM kararı öncesine kadar en azı 15 ay ve en fazlası 36 ay olmak üzere farklı cezalar verilmiştir. Bu farklılıkların neden kaynaklandığı tarafımızdan anlaşılamamıştır.

Your honors,

Sayın Heyet,

Even though I know that I am not entitled to direct questions to you and receive answers, I should like to list some questions here, whose answers I really should like to know.

Size soru sorup, cevap alma hakkımın olmadığını bilsem de, cevabını gerçekten merak ettiğim soruları burada sıralamak istiyorum.

Why did the courts accept this indictment, which contains no evidence, but only personal views and logical mistakes, written by a prosecutor who was suspended from office for “bargaining for money with Gulen’s followers” in March 2019?

“FETÖ mensuplarıyla para pazarlığı yaptığı için” Mart 2019’da açığa alınan bir savcı tarafından yazılmış ve kanıt yerine mantık hataları ile bezeli bol bol kanaat içeren bir iddianame, neden mahkemeler tarafından kabul edilip, imzacılar hakkında davalar açıldı?

Were not these 800 academics evaluated according to the same legal principles? If so, why were they tried under different items of the Turkish Penal Code? Why were they given different punishments?

Aynı iddianame ile yargılanan 800’den fazla akademisyen aynı hukuk normlarına göre değerlendirilmediler mi? Öyleyse, neden TCK’nın farklı maddelerinden yargılandılar? Neden farklı cezalar aldılar?

Even though the judges and prosecutors who found more than 200 academics guilty and penalized them, and the jurists in the General Assembly of the Constitutional Court, acted according to the same constitution and same penal codes, why were their verdicts spread over such a large spectrum, in which one end is 3 years of imprisonment, and the other end is acquittal?

200’den fazla akademisyeni suçlu bulan ve ceza vermiş olan yargıç ve hakimlerle, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’ndaki hukukçuların, aynı anayasa ve ceza kanunlarına göre hareket edip, bir ucu 3 yıl hapis cezası ve bir ucu beraat olan geniş bir spektruma yayılmış, bu kadar farklı kararlar verebilmelerinin bir açıklaması var mı?

There are more than 800 academics who are or were on trial as “Academics for Peace,” more than 2000 hearings have taken place. Let’s try to imagine the amount of time and effort spent by the Peace Academics and their lawyers just to be present at these hearings; the time spent by our colleagues and students who came to the hearings for support; the effort and work we spent to prepare our statements; the time spent by you to prepare the paperwork and to hear our statements. It is clear that a huge amount of time and effort were spent for this case. My last question is, in the light of the Constitutional Court’s decision, whether it was worthwhile or not.

BAK davalarında yargılanmış veya yargılanmakta olan toplam 800 akademisyen, görülmüş 2000’den fazla duruşma bulunmaktadır. Bu akademisyenlerin ve avukatlarının yalnızca duruşmalara gelmek için harcadıkları zaman ve emek, duruşmalara destek için gelen meslektaşlarımızın ve öğrencilerimizin harcadığı zaman, beyanları hazırlamak için bizim harcadığımız onca emek ve çalışma, duruşma dosyalarını hazırlamak ve beyanlarımızı dinlemek için sizlerin harcadığı zamanın büyüklüğünü hayal etmeye çalışalım. Bu uğurda, büyük bir emek ve zaman kaybı yaşanmış olduğu açıktır. Son sorum, AYM kararının ışığında, yaşananların tüm bunlara değip değmediği üzerinedir.

In my opinion, we, as citizens of this country, but especially as Peace Academics, should demand that an explanation be given to the public on why these contradictions took place. However, maybe you judges, prosecutors, and jurists, will act faster than we do, evaluate the events, and share with the public why these contradictions occured and what should be done so that they will not be repeated.

Vatandaşlar olarak ama en başta tüm bu süreçten doğrudan etkilenmiş Barış Akademisyenleri olarak bu çelişkilerin nedenlerinin kamuoyuna açıklanmasını talep etmeliyiz diye düşünüyorum. Ama belki siz hakimler, savcılar ve hukuçular, bizden önce davranıp, bir durum değerlendirmesi yapar, çelişkilerin nereden kaynaklandığını ve ileride benzerlerinin yaşanmaması için nelerin yapılması gerektiğini, kamuoyu ile paylaşırsınız diye umuyorum.

Before I finish, I would like to emphasize the three rights which are accepted as fundamental human rights worldwide: the right to live in peace, the right to freedom of thought and speech, and the right to a fair trial. These rights are under the protection of the constitution of our country, and guaranteeing them is the state’s responsibility. In recognition of these rights, my last words are peace, freedom and justice.

Sözlerime son vermeden önce, temel insan hakları olarak değerlendirilen ve dünya çapında kabul görmüş olan, barış içerisinde yaşama hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı ve adil yargılanma hakkına vurgu yapmak isterim. Ülkemizde de bu haklar anayasa ile güvence altına alınmıştır ve bu hakların tesisi devletin sorumluluğu altındadır. Son sözlerim bu üç hakka atfen barış, özgürlük ve adalettir.

Prof. Dr. Ayşe Aslı Berkman Pierce

12 Eylül 2019

%d bloggers like this: